
SEYHUN AYAŞ
1959 - 2007
15/10/2007
Bir veda bile etmedin.
Sanırım hayatta en zor şey, sevdiğin bir insanın ardından biçare kalmaktır.
Kazandığım yurt dışı bursuna ücretli izin alabilmek için Ankara’ya gittiğimde, ışıkçı arkadaşlarla Kızılay’da Yeni Sahne yakınlarında bir birahanede toplanmıştık. Bu grubun içinde sende vardın. Burs konusunda çok heyecan duymuştun ve bana “oğlum sen ne yaptığının farkında mısın, ışık bölümünde çığır açtın” demiştin. Gerçekten de benim İngiltere’ye özel burslu olarak gidip dönmemden sonra, sen Önder’le, Zeynel Şükrü ile devlet tiyatrosu bursu alarak İngiltere’ye gittiniz ve bilgi görgünüzü artırdınız.
Kocaeli Belediyesi Şehir Tiyatrolarında yapacağım seminere senin de katılmanı istediğim de “ne konuşacağım” diye heyecan yapmıştın ama orada seni susturmak mümkün olmamıştı hatırlarsan. Bilginin paylaştıkça anlam kazandığını çok iyi biliyordun ve aktarmak için çok sabırsızdın.
İki yıl önce Uluslar arası Karadeniz Tiyatro Festivaline birlikte katılarak seminer yapacaktık. Salome oyununun İstanbul turnesi yüzünden beni orada yalnız bırakmıştın. Bende senin tüm çağrılarına rağmen iş yoğunluğundan Ankara’ya bir günlüğüne de olsa gelip Bilkent’de derslerine katılamadım. Birlikte yurt içinde ve yurtdışında başka seminerler de yapacaktık.
Seni çok iyi tanımayanlar megaloman olduğunu düşünürlerdi. Ancak senin kendisiyle barışık, yaşamayı çok seven, duygusal, şefkatli, işini çok seven, çok titiz çalışan ve başarılı olan, sempatik bir kişiliğe sahip olduğunu seni tanıdıkları zaman anlıyorlardı.
Bu sezon başında İstanbul’da sayın Yücel Erten’le Savaş İkinci Perde Çıkacak oyununda çalışacaktınız. Yine Salome oyununun Kore turnesi tamda bu yeni oyunun ışık çalışmalarının yapılacağı haftaya denk geliyordu. Yücel bey sana “İstanbul’da oyun çalışmak istiyordun işte oyun , beni bırakma bu oyunu birlikte çıkaralım” demesine rağmen Salome’nin ışığının zor olduğunu, bu nedenle Kore turnesine katılmayı ve Türkiye’yi orada da başarılı olarak temsil etmeyi tercih ettin. Yeni oyunun ışık tasarımını da bana bıraktın.
Sonra ne oldu.
Biz senin çalışacağın oyunun tamda ışık cuelarını kayıt çalışmalarına başlamıştık ki, acı haberin geldi. Hepimiz şok olduk. Ne yapacağımızı şaşırdık. Çaresizlik içinde salonda oradan oraya gidip geliyor, olayın doğruluğunu anlamak için Ankara’ya telefon açıyor, başsağlığı için gelen telefonları yanıtlıyordum. Bir ara Alpay abiyi haykırarak ağlarken gördüm. O gün yönetmen , oyuncular ve tüm teknik ekip gerçekten çok çalıştık. Sanki bu çalışma senin içindi. Çalışma sırasında Yücel bey bir ara arkasını dönerek bana “Sevgili Seyhun için yapabileceğimiz en iyi şey ışık yapmaktır” dedi. Boğazım düğümlendi , bir şey söyleyemedim. Evet senin için yapabileceğimiz en güzel şey, senin oyununa en güzel ışığı yapmaktı. Bizde tüm ekip olarak öyle yaptık. Senin Kore’de soğukta kaldığın süre içinde de ışık yaptık, bedeninin toprakla buluştuğu bu gün de iki genel provada ışık yaptık sevgili arkadaşım.
Bu yazıyı yazmaya devam edemiyeceğim boğazımdaki düğüm çözüldü.
Yarın oyununun prömiyeri var, beklerim.
Seni çok seviyoruz.
Işığın bol olsun.
Yakup Çartık
|