İstanbul Başışık Uzmanı Enver BAŞAR'ın babası vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. Kendisine, ailesine ve geride kalanlarına sabırlar dileriz.

İrfan Şahinbaş Işık Sorumlusu Sinan AYGAR Gazi Hastanesi Gastroloji Bölümü 8.katta tedavi altına alınmıştır.
   


 

 

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
DOSTLUĞA VEFA BÖYLEMİ OLMALIYDI !
 
 
     Sene 1977 başları ve 18 yaşındayım. Bu tarih benim için çok önemli. O tarihlerde çoğumuz gibi bende belli tavsiyelerle işe başlatıldım. Ulus meslek lisesi müdürü apartman komşum Erol bey'in oğlu zeki ile iyi arkadaşız. Erol Bey okulu bitirip de iş aradığımı öğrenince beni Boks arkadaşı Devlet Tiyatroları Işık Şefi Nuri ÖZAKYOL'a gönderiyor ve gittiğim günün aynı gecesi işe başlatılıyorum. Birden işe başlamanın şaşkınlığı ile diyorum ki "evin haberi yok yarın başlayabilir miyim?" Nuri bey "hayır... bu gece başlamalısın. Yeni bir elemana çok ihtiyacımız var" diyor.

     O gece işe başlatıldım oyun "My Fair Lady" çok büyük bir prodüksiyon. Seyirci bilet bulabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Cüneyt, Ayten GÖKÇER, Asuman KORAD ve dönemin çok değerli diğer oyuncuları.

     Sahne arkasında Ersen TUNÇÇEKİÇ, Burhanettin YAZAR ve İbrahim ARSLAN bende onlara katılıyorum. Aynı tarihlerde işe başlayan İbrahim KARAHAN, Sinan AYGAR ve Zeynel IŞIK da aynı oyunda sahne arkası ve Takip gibi görevlerdeler. Işık biriminde genç bir jenerasyon işe başlamıştık.

     Aynı senenin son aylarında bizlere genç bir gurup daha katıldı. Rahmetli çok sevgili arkadaşım Seyhun AYAŞ, Ahmet KÖMÜRCÜ ve Mehmet ATAAY... ve sahneler çoğaldı taşralar açılmaya başladı. Daha sonraki senede de diğer genç ve başarılı arkadaşlarımız katıldı. (kalabalık bir gurup olduğu için beni bağışlasınlar tek tek isimlerini yazamıyorum).

     O seneleri özlemle arıyorum. O dönem birbirimize ve işimize karşı büyük sevgi ve saygımız vardı. Birbirimize şimdikinden daha fazla tutkunduk. Haftanın belli günlerinde Yeni SAHNE civarında sık sık bir araya gelir, hem muhabbet hemde işle ilgili durum değerlendirmesi yapardık.

     Mesleğimizle ilgili gelişmelere ve araştırmalara büyük merak vardı. Başta Rahmetli Fahrettin (ÖZEN) abi olmak üzere orjinal cihazları bizim sisteme uygulamaya ve üretmeye çabalıyorduk.

     Daha sonraları Sahneler ve Bölgeler çoğaldıkça bu yaratıcılıklar azaldı ve koşuşturmalar çoğaldı... Çoğumuzun O dönem yolları ayrıldı. Yinede gittiğimiz yerlerde önemli görevlerde çalışmamızı sürdürdük. O dönem Seyhun ile ben 6 yıl Trabzon'da tam bir dirsek teması ile çalıştık.

     Bu arada çok değerli arkadaşlarımızdan bir çoğunu kaybettik Selim YILDIZ, Selahattin YAZAR, Tevfik CENKER ve Ramazan KARA gibi... Sene 2007... Işık birimi için kara bir tarih. 2006 yılı sonunda çalışmaya başlanılan "Lysistrata" oyununun Işık tasarımcısı Fahrettin abi ağır hasta ve sürekli hastane ve ev arasında gidip gelmekte.

     Sanat Teknik Md. Yardımcısı Zeynel IŞIK beni aradı "İrfan Şahinbaş atölye sahnesinde sergilenecek olan "Lysistrata" oyununun çalışmalarına malum sebepten dolayı katılabilir misin?" ve ekledi "Haklı olarak yönetmen kastta Fahrettin ÖZEN'in "isminin kalmasını istiyor" ve yine ekledi "Bende çay yolunda Bozkurt bey'in oyunu ‘Cadı Kazanı’nı aynı şekilde çalışacağım" dedi

     Hiç tereddüt etmeden çalışmaya başladım. O sırada yönetmenimiz Coşkun IRMAK' tan (daha önce Trabzon’da Antigone çalışmıştık) bir ricam oldu Fahrettin abinin isminin yanında benimde ismimi görmem beni daha mutlu edecekti. Bu hassasiyetimi anlayışla karşıladılar.

     Nedeni olarakda 15 yıl bir fiil Büyük Tiyatro' da çok önemli, oyunların tasarımlarında değişmez ikili olarak çalışmıştık. Bu önemli oyunların her safhasında o dönemki arkadaşlar iyi hatırlar, her ikimizinde ismi aktif olduğumuz ve tasarımlara bizzat mudahil olduğumuz halde bu asistliğimiz kasta yansımıyordu. Bu bakımdan birlikte yazılmalıydık.

     Bu çalışma süresini Fahrettin abiye hissettirmedim, söylemedim. Tarzını çok iyi bildiğimden çalışmlarımda ondanda çizgiler kattım. Niyetim ona oyun prömier yapınca söylemekdi ama ne yazık ki rahetli oldu... Söylemedim... Bir şekilde bunu hissettiğine inanıyorum ve o bakımdan da huzurluyum.

     Fahrettin abide aynı durumda olsa benim için daha fazlasını yapardı. Seyhun’da aynı şekilde. Onunla da çok paslaştık.

     Ankara Sanat'ta sergilenecek olan "Godo'yu beklerken" adlı oyuna kendi gidemeyeceği için bana hararetle tavsiye ettiğini biliyorum, Seyhun'nun da rahmetli olmadan 2 ay önce kendi çalışacağı "Tek kişilik şehir" adlı oyuna, Romanya'da olacağı için beni önerdiğini de...

     "Cadı kazanı" ne oldu diye merak etmişsinizdir. Çoğunuzun da bildiği gibi Fahrettin abinin kemiklerini, bizimde içimizi sızlattı...
Seyhun AYAŞ'ın REMBETİKO'su mu?... Ya Seyhun AYAŞ'ın "Bir delinin hatıra defteri"...

     Evet Işık dostlarım "Garp cephesinde yeni bir şey yok !" Vefa bozacının ismi olarak kalmaya devam ediyor...
 
  01.12.2007
Şükrü KIRIMOĞLU
Işık Tasarımcısı
skirimoglu@hotmail.com