İstanbul Başışık Uzmanı Enver BAŞAR'ın babası vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. Kendisine, ailesine ve geride kalanlarına sabırlar dileriz.

İrfan Şahinbaş Işık Sorumlusu Sinan AYGAR Gazi Hastanesi Gastroloji Bölümü 8.katta tedavi altına alınmıştır.
   


 

 

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Büyük Ustaya,
 
Bir başlık gördüm  TİYATROLAR IŞIĞININ USTASINI KAYBETTİ yazıyordu
Hayır  tiyatrolar ışığın ustasını kaybetmedi.
 
Ustaların ustası, Türk tiyatro tarihinin birinci kuşak Işık Ustası, çok değerli abimiz,  geride kendisini aratmayacak  bir çok ustalar bırakarak aramızdan ayrıldı.
 
Büyük ustaya bu yazıyı yazarken, yakın zamanda  kaybettiğimiz ikinci kuşak ustalarımızdan Fahrettin Özen abiyi ve bizim dönemimizin değerli ustası, hocası  Seyhun Ayaş’ı  kaybetmenin burukluğunu yaşadım. Ayrıca  sizleri  Tevfik,  Selahattin, Selim, Ramazan, Sıtkı, Savaş ve aramızdan ayrılan diğer ışık ustalarımız sizleri de unutmadık,  rahmetle anıyoruz.
 
Bize ışıkçılığı sevdiren, yaptığı her çalışmasında mesleğin inceliklerini gösteren, bilgisiyle, duruşuyla, otoritesiyle, yaklaşımıyla, esprileriyle bizi motive ederek öğreten, gerektiğinde bize  ağabeylik, babalık yapan bir büyük ustaydı.
 
İstanbul Devlet Tiyatrosunda 1978/1994 yılları  arasında yaklaşık 18 oyunun ışık tasarımını gerçekleştirdi. Bu oyunların büyük bölümü Akm Büyük Salonda, Taksim Sahnesinde ve Oda Tiyatrosunda sahnelenen oyunlardı.
Bu oyunlar sırasıyla “Truva Savaşı Olmayacak” , ”İki Efendinin Uşağı”, “Gılgameş”, “İstanbul Efendisi” , “Limon”, “Amadeus”, “Lysistrata”, ”Düşüş”,”Ah Şu Gençler”, ”Toprağı Bol Olsun”, ”Gergedan”, “Söz Veriyorum”, ”Tohum Ve Toprak”, ”Yedi Kocalı Hürmüz”, ”Üç Kuruşluk Opera”, ”Damdaki Kemancı”,”Cadı Kazanı” ve “IV. Murat” oyunlarıydı.
 
Taksim Sahnesinde Zeliha Berksoy’un “Marlene” oyununun  ışık tasarım çalışmalarını yapıyordum. Bizi ziyarete gelen Nuri abimizle fuayedeki sohbet sırasında  Zeliha hanıma,  “bu çocuğa dikkat et buna elverdim” dedi. Ben o anda kıpkırmızı oldum. Bu yaklaşımı, övgüyü  hiç beklemiyordum. Ben ustanın İstanbul’da tasarımını yaptığı oyunların büyük bölümünde  ya operatör yada ışık asistanı olarak çalışma fırsatı buldum. Bu elverme hikayesi ustanın bana olan güveninden ve sevgisinden kaynaklanıyordu tabiî ki. Böyle bir onursal desteği hayatım boyunca unutmam mümkün değil.
 
Ustayı İstanbul’daki hiçbir çalışmasında  yönetmen, oyuncular,  tasarımcılar ve diğer teknik elemanların içerisinde ışıkçıları azarladığını, onlara sesini yükselttiğini görmedim. Işık ayarı yaptırırken veya ışık tasarım çalışması yaparken çok sinirlendiğinde  “tüm ışıkçılar derhal ışık odasına çıksın”  derdi. Bize ışık odasında nasihat ve   tabiî ki fırça çekerdi.
 
Sanıyorum 1984’de Taksim Sahnesinde “Amadeus” oyununun son genel provasında, fotoğrafçı sahneye çıkıp resim çekerken  çok sinirlendi ve  kulaklığı çıkartıp yere fırlattı. Prova bir anda durdu ve usta sahneye doğru “bu son prova dö general,  fotoğrafçının sahneye çıkmasına ve oyuncuların dikkatini dağıtmasına nasıl izin verirsiniz” diye  bağırdı ve salonu terk etti. Dönemin İstanbul Devlet Tiyatrosu müdürü Can Gürzap  peşinden giderek ustayı sakinleştirdi ve prova devam etti.
Nuri abi tiyatro genel kurallarını harfiyen uygulardı. Tiyatronun bir disiplin işi olduğunu ve çalışan herkesin bu kurallara uyması gerektiğini söylerdi.
 
Değerli ustamız yaptığı  ışık tasarımlarıyla bir çok ödül kazandı. Emekli olmasına rağmen  mesleki alandaki çalışmalarını bırakmadı 2004 yılına kadar yaklaşık on yıl  Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları Tiyatro Bölümünde Işık dersleri  verdi.
 
Türk tiyatrosundan bir büyük yıldız daha kaydı.
Işığın bol olsun ustam.                                                                                    04/02/2009
                                                                                                                Yakup ÇARTIK